Kayınbiraderin Karısına Ne Denir?
Lippo ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Kayinbiraderin karısına ne denir” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında içimde birikmiş sorular
Kayseri’de sabahlar hep biraz sert olur. Pencerenin kenarına vuran rüzgâr, sanki gece boyunca içimde biriken düşünceleri de sürükleyip götürmek ister gibi… Ama götüremez. Çünkü bazı düşünceler insanın içine kök salar.
Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı severim. Hatta bazen yazdığım şeyleri kimse okumayacak olsa bile sırf içim biraz hafiflesin diye kelimelere dökerim. Son zamanlarda en çok yazdığım şeylerden biri de şu cümle oldu:
“Kayınbiraderin karısına ne denir?”
İlk bakışta çok basit bir soru gibi duruyor. Ama benim için hiç de öyle değil.
Çünkü bu soru, bir ismin ötesinde, bir duygunun sınırında dolaşmak gibi.
Bir aile sofrasında başlayan karmaşa
Her şey bir akşam yemeğinde başladı. Aileler bir araya gelmişti. Uzun bir masa, üzerinde Kayseri mutfağından çıkmış yemekler… mantı, pastırma, pilav… Her şey olması gerektiği gibi görünüyordu ama içimde hiçbir şey yerli yerinde değildi.
O da oradaydı.
Kayınbiraderimin eşi.
Onu ilk kez bu kadar yakından izlediğimi fark ettiğimde içimden bir şeylerin çekilip alındığını hissettim. Çok basit bir şeydi aslında; birinin gülüşünü fazla fark etmek, birinin sesini masadaki diğer seslerden ayırmak…
Ama ben ayırdım.
O konuşurken zaman biraz yavaşlıyor gibiydi. İnsanların arasında kaybolmuyor, aksine hepsinin içinde daha belirgin hale geliyordu.
Ve ben o an kendime kızdım.
“Bu doğru değil,” dedim içimden.
Ama kalp, doğruyu pek umursamıyor.
İsmin ötesinde bir yer: Yenge mi, elti mi?
Yemekten sonra mutfakta çay hazırlanırken dayanamayıp telefonumu açtım. İnternete yazdım:
“Kayınbiraderin karısına ne denir?”
Çıkan cevap basitti. Hatta fazla basit:
“Elti.”
Elti…
Kelimeyi birkaç kez içimden tekrar ettim. Tadı yoktu. Soğuktu. Bir insanı anlatmak için fazla düz, fazla kuru bir kelimeydi.
Ben ise onu tanımlayacak bir kelime aramıyordum aslında.
Ben, içimdeki karmaşayı susturacak bir anlam arıyordum.
O an fark ettim ki mesele isim değildi. Mesele, birini doğru yere koyamamaktı.
O evin içinde herkesin bir yeri vardı ama ben onun yerini bir türlü bulamıyordum.
Göz göze gelmemeye çalışmak
Günler geçti.
Aile ziyaretleri arttı. Her buluşmada aynı sahne tekrarlandı: sofralar kuruldu, çaylar içildi, küçük sohbetler yapıldı.
Ama ben artık farklıydım.
Onunla göz göze gelmemeye çalışıyordum.
Çünkü göz göze geldiğimizde içimde bir şeylerin çözüldüğünü hissediyordum. Sanki uzun zamandır düğümlenmiş bir ip, bir bakışla gevşiyordu.
Bu da beni korkutuyordu.
Bir akşam balkonda tek başıma otururken defterimi açtım. Şöyle yazdım:
“Bir insanı neden bu kadar fazla fark eder bir insan?”
Cevap yoktu.
Ama içimde bir cevap hissi vardı. O da daha çok korku gibiydi.
Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken
Bir gün akşamüstü yürüyüşe çıktım. Kayseri’nin sokakları her zamanki gibi sessizdi. Uzaktan Erciyes’in silueti görünüyordu. Gökyüzü griye çalıyordu.
Kafamın içinde aynı soru dönüp duruyordu:
Kayınbiraderin karısına ne denir?
Ama bu kez soru dilde değil, kalpte yankılanıyordu.
Elti…
Ama ben ona “elti” diyemiyordum.
Çünkü “elti” dediğimde sanki onu sıradanlaştıracakmışım gibi geliyordu. Oysa o, benim için sıradan değildi.
Bu düşünce bile beni rahatsız etti.
Çünkü bazı duygular insanı hem büyütür hem küçültür.
Bir kahve anında gelen farkındalık
Bir gün evde herkes mutfakta toplanmıştı. Kahve yapılıyordu. O da oradaydı.
Kahve fincanını uzatırken parmaklarımız çok kısa bir an birbirine değdi.
İşte o an…
Dünya biraz sustu.
Sadece bir saniye belki. Ama o bir saniye, günlerce içimde yankılandı.
O an anladım ki mesele sadece isim değil.
Mesele, bir temasın insanda bıraktığı izdi.
Sonra hızla elimi çektim. Sanki yakalanmışım gibi hissettim. O ise hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
Belki de gerçekten hiçbir şey olmamıştı.
Ama içimde bir şey olmuştu.
Ve ben bunu kimseye anlatamadım.
Günlük sayfalarına dökülen itiraf
O gece defterime uzun uzun yazdım. Kelimeler birbirine karıştı. Düşüncelerim düzenli değildi.
“Ben yanlış bir şey yapmıyorum,” diye yazdım önce.
Sonra durdum.
“Peki neden bu kadar karışığım?”
Cevap yine yoktu.
Ama şunu fark ettim: İnsan bazen doğru olanı bilse bile, hissettiklerini susturamıyor.
Ve ben susturamıyordum.
Bir kelimenin taşıyamadığı yük
“Kayınbiraderin karısına ne denir?” sorusu artık benim için sadece bir akrabalık tanımı değildi.
Bir mesafe meselesiydi.
Bir sınır.
Bir duvarın varlığıydı.
“Elti” kelimesi o duvarın üzerinde yazan tabelaydı ama ben tabelayı okuyunca duvarı yok sayamıyordum.
Tam tersine, duvar daha da belirgin hale geliyordu.
İçimde büyüyen hayal kırıklığı
Zamanla kendime karşı hayal kırıklığı hissetmeye başladım.
Çünkü kontrol edemediğim bir şey vardı içimde.
Ne yaptığımı biliyordum ama neden hissettiğimi anlayamıyordum.
Onu gördüğümde kalbimin hızlanması, sıradan bir bakışın bile içimi sarsması…
Bunlar bana ait değildi sanki.
Ama yine de bendeydi.
Ve bu beni yoruyordu.
Gerçekle yüzleşme anı
Bir gün yine ailece bir aradaydık. Bu kez daha kalabalıktı.
Bir ara herkes dağıldı. Mutfakta sadece ikimiz kaldık.
Sessizlik vardı.
O sessizlikte nefes almak bile farklıydı.
Bana döndü ve basit bir şey söyledi:
“İyi misin? Son zamanlarda biraz dalgınsın.”
O an ne söyleyeceğimi bilemedim.
İyi miydim?
Hayır.
Ama kötü de değildim.
Sadece… karışıktım.
“İyiyim,” dedim.
Ama sesim bana bile inandırıcı gelmedi.
Kayseri gecelerinde bitmeyen düşünceler
O geceden sonra uzun süre uyuyamadım.
Pencerenin kenarına oturdum. Şehir sessizdi. Uzakta birkaç ışık yanıp sönüyordu.
Kendi kendime şunu sordum:
“Bir insan neden en yanlış yerde en güçlü duyguyu hisseder?”
Cevap gelmedi.
Ama bu kez cevapsızlık beni eskisi kadar korkutmadı.
Çünkü bazı soruların cevabı yoktu. Sadece yaşanması vardı.
Sonunda anladığım şey
Günler geçtikçe içimdeki yoğunluk azalmadı ama şekil değiştirdi.
Artık onu gördüğümde içim daralmıyordu.
Sadece bir farkındalık hissediyordum.
Onun bir hayatı vardı.
Benim de.
Ve aramızda görünmez bir isim vardı:
“Elti.”
Basit bir kelime.
Ama bir sınır gibi.
Ve ben o sınırın varlığını kabul etmeyi öğreniyordum.
Çünkü bazı duygular insanı büyütmez, sadece olgunlaştırır.
Ve bazen en zor şey, hissettiğini değil, sınırını kabullenmektir.
“Kayinbiraderin karısına ne denir” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Lippo okurları için daha fazlası yolda!